Türkçe Bilgi , Ansiklopedi, Sözlük
  • Zurnanın zırt dediği yer

    Yapılmakta olan işin en hassas, en önemli, en can alıcı noktası. Züğürt tesellisi: Kötü bir işte en önemli şeyi kaybettiği zaman bazı önemsiz, iyi olmayan bir yan bularak sevinmek ve kendini avutma. Z...

  • Ziyafet çekmek

    Konukları yemek vererek ağırlamak."Düğünümde bir ziyafet bile çekemedim." Ziyan etmek: Yersiz, boş yere harcamak."O kadar ekmeği ziyan etmeye utanmıyor musun?" Ziyanı yok: "Önemli değil, önemi y...

  • Zihnini bulandırmak

    1. Kuşkulandırmak. 2. Düşünemez hâle getirmek. Zihnini çelmek: 1. Bir kimseyi yanıltmak. 2. Kandırıp baştan çıkarmak. Zihnini kurcalamak: Aklına takılan bir şeyi anlamaya, kavramaya çalışmak.&q...

  • Zınk diye durmak

    Birdenbire, aniden durmak."Önümdeki adam zınk diye durunca ne yapacağımı şaşırdım." Zırnık (bile) vermemek: Az da olsa, en ufak bir şey de olsa vermemek."Ona bu mirastan zırnık bile koklatmayacağım." ...

  • Zeval vermemek

    Zarar ziyan vermemek, korumak."Allah kimseye zeval vermesin." Zevkten dört köşe olmak: Çok mutlu olduğu anlaşılmak, çok sevinip keyiflenmek ve aşırı zevk duymak."Takımı galip gelince zevkten dört köşe o...

  • Zembereği boşanmak

    1. Saatin zembereği kurulmaz duruma gelmek. 2. Kendini tutamayarak uzun uzun gülmek. Zemheri zürafası (gibi): Kışın ince elbise giyip gezenler için söylenir. Zemin hazırlamak: Bir işin gerçekleştirilmesi için uygun ortam...

  • Zaman zaman

    Belli olmayan zamanlarda, ara sıra."Zaman zaman o da aramıza katılırdı." Zamane çocuğu: Eski nesile göre hayli yadırganacak davranışlarda bulunup sözler sarf eden kimse."Zamane çocuğu ne olacak." Zar ...

  • Zahmet çekmek

    Sıkıntı, güçlük, yorgunluk ve eziyetlere katlanmak."Senin adam olman için az zahmet çekmedim ben." Zahmete sokmak: Birine sıkıntı, güçlük ve yorgunluk vermek; masraf ettirmek."Adamcağızı durup dururken zahmete sokmuşs...

  • Yüzü soğuk

    Ürküntü veren, hoşnutluk vermeyen, sevimsiz,"Aman ne yüzü soğuk adamdı o öyle!" Yüzü suyu hürmetine: Bir kimsenin hatırına değer verildiği için."Hz. Peygamber`in yüzü suyu hürmetine Cenab-ı Allah, ...

  • Yüzünü kara çıkarmak

    Yaptığı bir iş ya da davranışla birini utandırmak, mahçup duruma düşürmek."Sakın onu gönderme, yüzünü kara çıkarır yoksa, pişman olursun!" Yüzünü kızartmak: Birini utandırıp yüzünün kızarmasına yol ...

  • Yüzüne kan gelmek

    Benzi beti yerine gelmek, sağlığına kavuştuğu yüzünün kızarmasından belli olmak; soluk rengi geçmek."İki şişe serum verdiler, sonunda yüzüne kan geldi." Yüzünü ağartmak: Yakın çevresinin övünç duymasına neden olac...

  • Yüzü kara

    Utanacak bir durumu olan. Yüzü kasap süngeri ile silinmiş: Utanacak, sıkılacak, arlanacak yanı kalmamış; arsız. Yüzünden (suratından) düşen bin parça olmak: Sıkıntısı, öfkesi ve küskünlüğü yüz ifadesinden be...

  • Yüzde kalmak

    1. Derinleştirmemek. 2. Önemli şeyler meydana getirmemek. Yüzü ak: Suçu, utanılacak durumu bulunmamak; temiz ve saf olmak."Alnım açık, yüzüm aktır." Yüzü görmemek: Kimi şeylere hiç sahip olamamak, onlardan ...

  • Yüz göz olmak

    Senli benli olmak ve birbirinden çekineceği kalmamak, aradaki mesafe kalkmış olmak, lâubalileşmiş olmak."İyice yüz göz olduk, beni artık dinlemiyorlar." Yüz karası: 1. Utanılacak bir durum. 2. Ailesi, çevresi için ...

  • Yüzünü ağartmak

    Yakınlarının övünç duymasına neden olacak beğenilir bir iş yapmak. Yüz bulmak: Kendisine gösterilen hoşgörüden yararlanma yoluna gidip şımarmak, hoşa gitmeyen davranışlarda bulunmak. Yüze gülmek: 1. Sevimli, çeki...

  • Yüreği küt küt atmak

    Korku ve heyecandan yüreği hızlı hızlı çarpmak. Yüreği oynamak: Ansızın heyecanlanmak veya korkmak, tedirgin olmak. Yüreği (içi) parçalanmak: Çok acımak, karşılaştığı bir durum sebebiyle çok ü...

  • Yüreğine (içine) dert olmak

    Birine karşı ya da birinin kendine karşı yaptığı bir davranış sonradan kendisi için acı, üzüntü kaynağı olmak."Ona yemek vermedim ama yüreğime dert oldu." Yüreğine inmek: 1. Birdenbire ölmek. 2. Büyük ölçüde üzül...

  • Yüreği hop etmek

    Bir olay karşısında birdenbire korkup heyecanlanmak. Yüreği ferahlamak: İçi kaygıdan, sıkıntıdan kurtulmak. Yüreği kabarmak: 1. Midesi bulanmak. 2. Merak, kaygı, korku ve sıkıntı yüzünden derin bir soluk alma gereğ...

  • Yükte hafif pahada ağır

    Taşınması kolay, değerli eşya (altın, elmas gibi.) Yükün altından kalkmak: 1. Üzerine aldığı ağır bir işi başarmak. 2. Gördüğü bir iyiliğin karşılığı olarak bir şeyler yapmak."Onu bu yükün altından...

  • Yuvasını yıkmak

    1. Birinin eşinden ayrılmasına yol açmak. 2. Bir kimse eşinden ayrılarak aile düzenini bozmak, yok etmek."Zorla kadıncağızın yuvasını yıktılar, lânet olsun onlara." Yük altına girmek: Sorumluluk gerek...

  • Yufka yürekli

    Çok duygulu olup olaylardan hemen etkilenip ağlayan, çok acıyan, üzülen kimse."Senin bu kadar yufka yürekli olacağını düşünemezdim. Yukarı tükürsem bıyık, aşağı tükürsem sakal: İki davranış, iki kimse, ...

  • Yolunu kaybetmek

    Hangi yoldan gideceğini bilememek, şaşırmak."Çocuklar yollarını kaybetmişler, tam aksi yönde ilerliyorlardı." Yolunu sapıtmak: Kötü yola düşmek, doğru yoldan ayrılmak."Yolunu sapıtmış şu adamı All...

  • Yolu (ayağı) düşmek

    Yolu üzerinde bulunan o yerden geçmesi gerekmek; o yer, yolu üzerinde bulunmak."Sizin köye de yolum düştü, babanı gördüm, sana selâm söyledi." Yoluna çıkmak: 1. Karşılamaya gitmek. 2. Yolda karşısına ...

  • Yoldan kalmak

    Gitmek istediği yere gidememek, alıkonmak, bir engel dolayısıyla gecikmek."Çekilin önümüzden, bizi biraz daha oyalarsanız yoldan kalacağız." Yol geçen hanı: Hemen herkesin girip çıktığı, uğradığı yer.&...

  • Yola gelmek

    Ters tutumunu düzeltmek, uslanmak, istenilen biçimdeki davranışı kabul etmek."Kaygılanma, eninde sonunda yola gelecektir." Yola getirmek: Birinin bir konudaki ters tutumunu düzeltmek. Yol almak: 1. Çıkılan yolda il...

  • Yok devenin başı!

    "Daha neler, çok abartıyorsun, bu sözlere inanmam" anlamında, söylenenlere inanılmayacağını anlatmak için kullanılır. Yok pahasına: Son derece ucuz, değerinin altında bir fiyata, ölü fiyatına."Yok pah...

  • Yıldızı parlamak

    Çok başarılı olup herkesin dikkatini çekecek duruma gelmek, ün kazanmak."Yıldızı parladığı bir sırada hayata veda etti." Yıldızı sönmek: Ününü ve itibarını kaybetmek."Yıldızının bu kadar çabu...

  • Yer yerinden oynamak

    Bir olay toplumda telâş, heyecan, gürültü, patırtı, kargaşa oluşturmak."Bu kaleyi de zapdedersek yer yerinden oynayacak, bizi kimse tutamayacak artık." Yeşil ışık yakmak: Bir şeyin olmasına izin vermek, göz ...

  • Yeri yurdu belirsiz

    Serseri; ne iş yaptığı, nerde kaldığı, nereli olduğu bilinmeyen."Yeri yurdu belirsiz bu adama yüz verme demedim mi?" Yerle bir etmek: Bir yeri yakıp yıkmak, tahrip etmek, temeline kadar söküp dağıtmak, taş t...

Site İletişim Bilgisi

Telefon: 0536 686 91 70

URL:http://www.turkcebilgi.org/

Email: [email protected]